"ÜSTÜN NİTELİKLİ VATANDAŞLAR" ARIYORUZ!
Değerli okuyucularım;
Bugün köşemi biraz farklı açmak istiyorum. Şöyle afiş gibi, göz alıcı bir ilanla başlayalım:
Çevre temizliği, kent kültürü ve insanca yaşam için "üstün nitelikli vatandaşlar" arıyoruz!
Muhteşem bir Avrupa ülkesinde yaşamak ister misiniz? Ya da pırıl pırıl, düzenli, huzur dolu bir şehirde? O zaman aradığımız o yetenek belki de sizsiniz!
Peki, bu "hayalinizdeki şehirde" yaşayabilmek için hangi niteliklere sahip olmanız gerekiyor? Gelin, aday kriterlerimize birlikte bakalım:
Kişisel temizliğine ve öz bakımına özen gösteren... Sahiplendiği patili dostunu gezdirirken yanına bir poşet almayı akıl eden, dostunun dışkısını sokakta uluorta bırakmayıp arkasını temizleyen... Sigara izmaritini "nasıl olsa küçücük" diyerek çimlerin arasına, kaldırım kenarına ya da araba camından yola savurmayan... Yere tükürmeyen...
Etrafta çöp kutusu yoksa, o çöpü sırf "elinde yük olmasın" diye bir duvar dibine, bir ağacın kovuğuna ya da otobüs durağına sıkıştırmak yerine; uygun bir çöp kutusu bulana kadar çantasında veya elinde taşıyacak sorumluluğa sahip olan...
Önce kendi evine, sonra kapısının önüne, sokağına, bahçesine, caddesine; ardından mahallesine, semtine ve şehrine sahip çıkan vatandaşlar...
Ve elbette tercih sebebi sayılacak diğer insani nitelikler: Sokakta uluorta argo konuşmayan, bağıra bağıra küfretmeyen... Trafikte ışık yeşile döndüğü saliseyle birlikte arkadaki araçtan "Dıııııt!" diye hırsla kornaya basıp önündekinin huzurunu kaçırmayan... Bir yaya kaldırıma adımını attığında, hani o Avrupa şehirlerinde gıpta ile izlediğimiz gibi, frenine basıp tebessümle yol verebilen vatandaşlar...
Nasıl? Şartlar size de biraz tanıdık geldi mi?
Aslında biz bu saydıklarımızın hepsini yurt dışı gezilerimizde, imrenerek izlediğimiz o medeni şehirlerin fotoğraflarında görüyor ve "Adamlar yapmış abi, şehir pırıl pırıl!" diye iç geçiriyoruz. Ama o gıpta ettiğimiz düzeni gökten zembille inen belediyelerin değil; tam da bu kuralları yaşam biçimi haline getirmiş bireylerin oluşturduğunu unutuyoruz.
Düşünsenize; parkta bankta oturup çekirdek çitlerken kabuklarını yere halı gibi seren biziz... Sahilde piknik yapıp, poşetler dolusu plastiği, teneke kutuyu "nasıl olsa görevliler toplar" rahatlığıyla olduğu gibi bırakıp giden biziz... Işıklarda bir saniye bile beklemeye tahammülü olmayıp kornaya basan, sokağın ortasında bağıra çağıra telefonla konuşan yine biziz...
Sonra da dönüp "Bu şehir neden böyle düzensiz, neden bu kadar kirli?" diye şikayet ediyoruz.
Oysa ne bir vizeye ihtiyacımız var başka ülkelere gitmek için, ne de bu şehri terk etmeye! Hayal ettiğimiz o "muhteşem şehir", başka bir coğrafyada değil; tam da bu basit, insani ve toplumsal kuralları kendi evimizde, kendi sokağımızda uygulamaya başladığımız gün inşa edilecek.
Çevre temizliği de, kent kültürü de önce bireyin kendi kapısının önünü süpürmesiyle başlar.
Şimdi soruyorum size: Siz bu ilandaki "aranan vatandaş" olmaya hazır mısınız?
Serap Toker Uykun
Yorumlar