Herkesin Arabası Yok Ama Çoğumuzun Ayakları Var!
Değerli okuyucularım;
Yine bir iş günü... Tırlar, kamyonlar, işe yetişmeye çalışanlar, tıklım tıklım otobüsler... Üzerine bir de yağmur eklenince, normalde 10 dakikalık yolu 30 dakikada ancak gidebilen ve yine kendi kendine hayıflanan bir ben!
"Neden bu şehirde yağmurlu ya da güneşli bir günde yaya olarak uzun bir yürüyüşle işime gidemiyorum, neden?" diyerek gürültüden ve kaostan rahatsız olan kendimle baş başayım yine.
Bundan 20 yıl önce bu şehirde uzun mesafelere yürüyerek gider, araç kullanmak istemez ve buna ihtiyaç da duymazdım. Şimdiyse ne adamakıllı bir kaldırım var, ne araçsız bir sokak, ne de güvenle yürünebilecek bir yaya güzergâhı...
Tüm bunların üzerine bir de o bitmek bilmeyen gürültü kirliliği ekleniyor.
Mesleğine âşık bir öğretmen olarak, sınıftaki ve okuldaki kesintisiz uğultudan sonra zihnen hiçbir sese tahammül edemeyecek noktaya geldiğim anlar oluyor. Ama şehirde her yanımızdan gürültü fışkırıyor; sessiz bir yer bulmak ve orada sakince kalabilmek artık büyük bir lüks benim için.
Bugün biraz içimi döküyorum size...
Lütfen bu cümlelerim mutsuz olduğum şeklinde yorumlanmasın. Mesele mutluluk ya da mutsuzluk değil çünkü. Rahatsız olduğum bir konuyu samimiyetle ortaya koymak isteyişim, benimle benzer rahatsızlıkları duyanlarla belki bir iyileştirme için beraber çalışabilme umudumdan kaynaklanıyor.
Rahatsızlık duyduğumuz alanları cesaretle ortaya koymak, çözüm yollarına bakmak, nasıl çözüleceği üzerine kafa yormak ve farklı görüşteki insanlarla bir araya gelmek zaten sıklıkla başvurduğum bir yöntem.
Bu şehirde, bu ülkede ve bu gezegende yaşarken bin
bir türlü sorunla karşılaştığımızın farkındayım. Savaşlar, silahlar, bombalar, açlık, sefalet, yıkım, haksızlıklar... Bütün bunlarla dolu bir dünyadayız. Ama ben elimden gelen neyse, öğrendiğim neyse onu ortaya koymaya; doğru ve iyi olanı yapmaya gayret ediyorum.
Savaşa gidip çocukları tek başıma kurtaramayacağımı biliyorum; en azından şu anki halimle bunu yapamam. Açlığı tek başıma durduramam belki ama israf etmemek için direnebilirim. Ve hissediyorum ki benim gibi elinden geleni yapan, değiştirebileceği şeyleri değiştirmek için çabalayan pek çok insan var. Onları görüyorum, bazılarıyla tanışıyor ve birlikte güzel işlere imza atma fırsatı yakalıyorum. Bu anlamda kendimi çok şanslı hissediyorum.
Fakat bu trafik, yayaların uğradığı bu haksızlık ve bitmeyen gürültü bazen gerçekten boğuluyormuşum gibi hissettiriyor bana.
Şehrin bazı bölgelerinde güzel uygulamalara rastlayınca elbette seviniyorum. Ancak yürüyüş ve bisiklet yolları gibi alanlar bana yeterince sürdürülebilir gelmiyor; çünkü sadece kısıtlı bölgelerde, parça parça varlar. Oysa herkesin arabası yok ama çoğumuzun ayakları var!
Ayaklarımızı kullanarak bir yerlere güvenle gidebilmek bu kadar büyük bir hayal olmamalı!
Ben spor yapmak için ayrılmış özel bir yürüyüş yolu istemiyorum sadece —elbette o da lazım— ama benim asıl vurgulamak istediğim, günlük yaşam ulaşımı için yürünebilir alanlara olan temel ihtiyacımız.
Bu kadar aracın çıkardığı tozu, dumanı, motor sesini, daracık ve olur olmadık yerde aniden biten kaldırımları mı hak ediyoruz Kocaeli'de?
Gelin, tüm bunları birer 'çevre sorunu' olarak görüp çözümlerini birlikte düşünelim; Kocaeli'mize uyarlanabilecek akıllı ve sürdürülebilir önerileri yerel yönetimlerimizle paylaşalım..
Yorumlar