Doğa Ana’ya Bakalım
Değerli okuyucularım;
Sıcak! Duştan yeni çıktığınızda bile şıpır şıpır terlediğiniz o yaz mevsimi bazen kendisinden bıktırıyor. Kışın "Ah bir yaz gelse!" dediğiniz anları hatırlayıp "Yahu ben ne istedim böyle?" diyorsunuz. Yine de seviyoruz yaz günlerini; güneş doğarken ve batarken... Ama tam tepedeyken değil!
Geçenlerde gazetelere göz gezdiriyorum. Dikkatimi her zamanki gibi çevreyle ilgili haberler çekiyor elbette. Güzel haberlerle karşılaşmak niyetiyle açıyorum gazetelerin internet sayfalarını bir bir.
Bazı güzel haberlere rastlamıyorum da değil hani. Mesela güneş enerjisinden her geçen gün daha çok faydalanıyormuşuz. Elektrik ithalatı ve ihracatı arasında pozitif bir denge varmış. Bu sevindirici tabii...
Fakat sonra diğer haberler düşüyor ekrana: Fransa'da bu yıl yaşanan 3 ayrı sıcak hava dalgası süresince 7.300’ün üzerinde fazladan ölüm kaydedilmiş... Bu hiç iyi değil.
Kırıkkale Valiliği, barajlardaki HES türbinlerinin devreye alınması nedeniyle Kızılırmak Nehri'nde ani ve hızlı su seviyesi artışları olabileceği uyarısında bulunmuş; vatandaşların dikkatli olması istenmiş.
Leylekler ise elektrik hatlarındaki akım nedeniyle göç sırasında can veriyormuş... Bu ise hepsinden acı.
Çevre haberlerine baktığımı söylemiştim ya; yüreğim el vermiyor artık cinayet, hırsızlık, savaş haberlerine bakmaya. Tabii ki gözümüzü kapatamayız, hepsi ayrı ve son derece önemli konular. Eskiden olsa ilk onlara bakardım; mücadele hayalleri kurar, sohbetlerde dünyayı kurtarırdım. Gençlik heyecanı işte... İnsanın kanı cidden deli akıyor o yaşlarda.
Şimdi ise biliyorum; elim, gücüm neye yeter, neye yetmez... Kendi çapımda ve gücüm yettiğince doğru olanın mücadelesindeyim. Çevremiz, gezegenimiz ve o gezegenin dilsiz mağdurları... Gezegenimiz yok olursa biz nerede yaşarız?
Bu bakış açımı çoğu zaman minik bir bebeğin annesine olan bağımlılığına benzetiyorum. Bu benzetmemde kendimi son derece haklı da buluyorum (İstemesem de genelde haklı çıkarım ya, o da ayrı konu tabii! ????. Nasıl minik bir bebek annesine bağımlıysa; beslenmesi, güvenliği, bakımı ve sevgisi ondan gelecekse ve onu kaybetmek istemezse, ben de öyle sarılıyorum gezegenimize. İçinde yaşıyorum, besleniyorum, var oluyorum... Sahip çıkmamız için yetmez mi?
Yaz günü, bu sıcakta başka derdim yok gibi gelebilir belki... Sonuçta bize hep daha kötüye bakıp şükretmemiz öğretildi: Açları düşün, evsizleri düşün, savaş ortasındaki insanları düşün... Bu liste bitmez, böyle uzar gider. Hepsini düşünüyoruz, hepsi içimizi yakıyor. Ama biliyoruz ki o saydıklarımızın hiçbiri, üzerinde duracağımız bir gezegen kalmazsa zaten var olamaz.
Verimli topraklar, bolca temiz su ve solunabilir bir hava hepimizin en temel hakkı. Bu saydıklarım gezegenimizin doğal ve olması gereken ilk hali; yani biz bozmadan önceki durumu.
O zaman bozduğumuzu düzeltmek de kuşların, kedilerin, karıncaların ya da arıların sorumluluğu değil. Bizim sorumluluğumuz.
Belki bugün dünyayı tek başımıza kurtaramayız; ama en azından bir damla suyu israf etmeyerek veya bir kap suyu kapımızın önüne koyarak başlayabiliriz. Gezegenimize, yani Doğa Ana’ya sarılmak için daha neyi bekliyoruz?
Serin rüzgarların estiği, yüzümüzü güldüren güzel haberlerle dolu günlerde buluşmak dileğiyle..
Serap Toker Uykun
Yorumlar