Biz Bu "Çevreciliği" Nerede Yanlış Anladık?
Merhaba sevgili okuyucular;
Siz de seziyor musunuz? Bir süredir hayatımızın tam ortasında, çevreciliği çok yanlış anlayan ya da bir türlü kavrayamayan tuhaf bir durum dönüp duruyor.
Şöyle bir geriye dönüp bakalım: Yıllarca okullarda, sokaklarda "mavi kapak toplama" kampanyaları yapıldı. Farkındalık yaratmak, plastik kullanımını azaltmak amacıyla başlatılan bu iyilik hareketinin neticesinde gözümün gördüğü en acı manzara neydi biliyor musunuz? Kapakları sökülüp alınmış, şişe kısamı ise öylece doğaya, yol kenarına fırlatılmış plastikler... Sadece kapakları işe yaradığı için kapaklar toplandı; o plastik şişelerin doğayı nasıl zehirlediği ise tamamen unutuldu.
Bugün de benzer bir yanılgıyı izliyoruz. Şimdilerde yerel yönetimlerin kurduğu geri dönüşüm makinelerinden maddi kazanç elde edeceğini fark edenler, köşe bucak cam veya plastik şişe topluyor.
Cebimizin derdi elbette çok önemli, ekmeğimiz için mücadele ediyoruz; bunda hemfikir olduğumuzu düşünüyorum. Ancak depozitosu için atık toplayan aynı insanın, evindeki gıda atığını ambalaj ,atığından ayırmayı “hiç” düşünmediğini, “kağıt, karton ve plastik ambalajlı” ürünleri bilinçsizce tüketmeye devam ettiğini görüyoruz.
İşin en acı tarafı da ne biliyor musunuz? Gözünü kırpmadan çevreyi bizzat kendisi kirleten bu bireyleriiz; sürekli zenginlerin yaşamlarından, sanayicilerin doğayı katletmesinden yakınıp duruyor.Evet; vahşi madencilik, yanlış tarım uygulamaları, ultra zenginlerin özel jetleri ya da dev sanayi tesisleri bu dünyayı kirletiyor. Bu konuda sonuna kadar hemfikirim. Ancak onların bu büyük günahları, bizim bireysel sorumluluğumuzu asla azaltmaz!
Nasreddin Hoca misali, bindiğimiz dalı kendi ellerimizle kesiyoruz. Birilerini suçlamaktan hiç usanmadık ama dönüp kendimize hiç bakmıyoruz. O aynada kendi kusurlarımızı, kendi yanlışlarımızı görüp kabullenmek hepimize zor geliyor.
Ben her gün geçtiğim yol kenarlarında plastik atık, çöp ve kir görmekten usandım. Soruyorum size: Siz usanmadınız mı?
Neden temiz olamıyoruz?
Temizlik ve düzen her şeyden önce bir "görgü" meselesidir. Cebinden çıkardığı sigaranın izmaritini hiç umursamadan yere fırlatabilen o "eğitimli" dediğimiz insanları gördükçe, içimde derin bir umutsuzluk uyanıyor. Çöpün çöpe atılması gerektiği, bu atıkların çöp kutularına bırakılması konusu uzun yıllar boyu bu ülkenin her okulunda, her sınıfında işlenmedi mi? Büyükler olarak bizler, küçüklere örnek olmayı neden beceremedik?
Kim bu durumun sorumlusu? Biz neden hala, bu çağda bile çevremizi temiz tutmak için mücadele etmek zorundayız?
Bazılarımızda "Nasılsa belediye görevlileri topluyor, işleri bu değil mi?" gibi son derece sığ ve bencil bir anlayış gelişti. Belediyeler elbette temizleyecek, düzeni sağlayacak ama bu şekilde mi? Eskiden sokaklarımızı biz süpürürdük. Elimize birer çalı süpürgesi alır, sadece kapımızın önünü değil, sokağımızı da tertemiz yapardık. O zamanlar bu kadar teknolojik imkanımız, bütçelerimiz yoktu belki ama çok daha temizdik. Çünkü sokağa, mahalleye, doğaya aidiyet hissimiz vardı.
Plastik şişenin geri dönüşümünden üç beş kuruş kazanma motivasyonundan, buralara nasıl geldik? Aslında konu hep aynı. Yıllardır yürüyüşler, eğitimler, konferanslar, koşular düzenleniyor; videolar, belgeseller çekiliyor. Sırf fark edelim diye... Peki, neyi fark edeceğiz? Çevre kirliliği konusunda üzerimize düşen o en temel insani görevleri elbette.
Eğer bir gün çöpün sadece çöp kutusuna atılması gerektiğini idrak eden, bunu gerçekten anlayan bir toplum olabilirsek; belki o zaman bir adım ötesine geçip "gürültü kirliliği" konusunu da ele alabiliriz.
Ne dersiniz; sanayinin, trafiğin, bitmeyen kargaşanın ortasındaki bu yorgun şehrin biraz da sessizliğe ve dinginliğe ihtiyacı yok mu sizce de?
Yorumlar